Anlamını sorgulamanın pek bir anlam taşımadığı bir dünya bu yaşadığımız. Minik bir bedenle doğuyoruz, kirlendikçe büyüyor, büyüdükçe kirleniyor ve kirletiyoruz. Kirimizi fark ettiğimizde geri dönemeyecek kadar saplandığımız batakta ölümü bekliyoruz. Anlamını sorgulamanın geçerli bir amacı olmayacak bu dünya bizi kendine benzettiği günden beri yaşamak bir yanılsama aslında, gözümüzü açıp kapadığımız süre kadar ömrümüz.
Işığı gördüğüm yer Kocaeli, kendimi tanıdığım, anlamı olmayan şeylerde anlam aramaktan vazgeçtiğim yer. Yunus’un pişmesine öykünüp kısık ateşte harlandığım yer, ne kadar pişmeye çalışsam da hep çiğ kaldığım. Kirlendiğimi fark ettiğim, temizlenemeyeceğimi görüp kirlerimi sevdiğim yer Kocaeli. Bugün güneş hatıraların şehrinde battı, yarın yine aynı şehirde doğacak, ben eskisinden daha yaşlı, eskisinden daha bilge ve eskisinden daha cahil…
Devrim’i seyrettim dün, ilk oyunculuk deneyimini paylaştığım lise arkadaşımı. Ölü Ozanlarda çelimsiz bir çocukken, büyüyüp padişah olan, oturduğu tahtın hakkını veren arkadaşımı seyrettim. İtiraf etmeliyim ki beklediğimden çok daha iyi bir performansla karşılaştım ve gururlu bir mutluluk yaşadım. Yan koltuğumda oturanlara dönüp padişah benim liseden arkadaşım demek geçti içimden, o kadar doldurmuş ki Fatih karakterinin içini, başrol oyuncusu değil de bu iyi oyuncu benim arkadaşım demek geldi içimden. Keşke Devrim Evin’in performansının yarısı kadar iyi olsaydı yardımcı rollerin performansı, keşke Ulubatlı Hasan’ın diktiği bayrağı daha yükseğe çıkarsaydı ardından gelenler. Ama yine de çok sevdim, Amerikalı türdeşlerini aratmayacak animasyonlar ve dövüş sahneleriyle, kurgusu ve vurgularıyla harika bir yapım Fetih 1453.