ÖLECEĞİM BİRAZDAN -
9.01.2026
82 kere okundu
Öleceğim birazdan, annem karşılayacak beni. Göreslemiştir elbet; gülecek bir yanı, bir yanı hüzün belki… Hoş geldin diyecek o kadar da hoş bir durum olmadığını göz ardı ederek. Hoş buldum diyeceğim, biraz hüzün, biraz da sevinçle. Bizimkileri soracak merakla, iştahla anlatacağım olan biteni.
İnsan biriktirmek istemese de birikiyor bazı şeyler; elmanın yeşili, üzümün karası bile birikiyor. Sonra bir gürültü geliyor üzerine, et kişilerle doluyor her yan. Gelsin istediklerin gelmiyor da inadına sanki yokluğu umursanmayanlar doluşuyor hayatına.
Öleceğim birazdan; yağmurlu bir günde pabuçlarına çamur bulaşacak en sevdiklerimin. Herkes iyi bilecek beni yalan yanlış, bile isteye omuzlarda taşınacağım. Telaşlarına geri dönmek için bir görevi daha benimle tamamlayacaklar. Sonra biraz daha yağacak yağmur, biraz daha yağacak yağmur, biraz daha… Doymayacak yağmaya yağmur; öleceğim birazdan…
Üzerime hanımeli dikecek kızım, severdi diyecek kimseye duyurmadan… Kokusu gelir mi bilmem ama severim elbet. Görülmemiştir hiçbir mezarın yanında yöresinde hanımeli. Ölünce kokular da ölüyordur belki!
Kıpırdamam olası değil, sakince varacağım bana ayrılan yere. Üzerime karanlık örtecekler, baykuşlar tüneyecek gövdeme. Öleceğim birazdan…
Ne saçıma taramam gerekecek ne de her gün farklı bir şeyler giymem. Para kazanmak yok, harcamak hiç yok, borç var belki ama alacak yok… Zamanla gelen giden de eksilecek. Ne pasta isteyecekler ne börek. Kimse konuşmayacak kimsenin hakkında. Varlığım kalmayacak, yokluğumun verdiği sızı azalacak. Geç kalmayacağım hiçbir gün işe, hiçbir iş beklemeyecek beni.
Dalların arasından süzülerek düşen bir serçe gibi düşeceğim toprağa, tek bir yaprak salınmasın, tek bir ot kırılmasın. Gün doğsun günü gelince yine, karanlık çökmesin zamanından önce. Harmandaki dutlar dökülmesin, boynunu bükmesin yeşil elma ağacı. Deniz yine aynı deniz, gökyüzü bulutlu…
Ne var korkacak! Şen geldim, yaslı mı gideyim? Öleceğim birazdan… Ceyhun düşünsün, Esra düşünsün, abim ablam düşünsün; bunu da ben mi düşüneyim! Kızım düşünmesin ama; oğlum üzülmesin. Ben azalmalıyım ki başkaları artsın, ben gitmeliyim ki yenileri gelsin yerime. Filizdir ağacı yeşerten, kuru dalı koparmalı gövdeden.
Uzun yeleleri rüzgârla savrulan atlar koşacak bozkırımda. Yeşile karışacak mavi gün batımında. Kimse demeyecek sesin kötü. Şarkılar söyleyip gezeceğim çayırdan çayıra. Öleceğim birazdan; heybemde kıt kanaat biriktirdiğim hatıralar, eş, dost, hısım, akraba… Kararacak sonra hava. Işıkları yanacak evlerin. Sallanan koltuğum boş kalacak bir zaman. Masadaki yerim yokluğumu hissettirecek ama her şey gibi ona da alışacak sevdiklerim. Öleceğim birazdan.
Öleceğim birazdan… Pazarlık mı edilir hayatla; hesap kitap öğrendiğimizden beri hep karanlık içimiz. Her şey sayı ile; nefes yirmi, kalp yetmiş seksen… Hayat mı denir buna? Erik parayla, su parayla, ekmek parayla. Dostluk bile para ile çoğu zaman, aşktan bahsetmiyorum bile. Para dediğin de hep hesap kitap. Can ne kadar dayanır buna? Can suskun diyor y üstat, can paramparça… Susmak ayrı, konuşmak ayrı eziyet Can’a. Öleceğim birazdan, siz aldırmayın bana.