MUTLU ÇARŞAMBALAR - 2.04.2025

112 kere okundu

Neydi senin sabahını diğerlerininkinden ayıran, üstün ya da farklı kılan? Daha mı iştahla doğuyordu güneşin, havan sıcak mıydı diğerlerinkinden, cumartesi miydi her gün ya da Pazar? Neydi seni sen yapan, sabahın olur olmaz saatlerinde yataktan kaldıran, güne başlatan.

Yazacak bir şey bulamıyorsan başa dön diyor Borges, tekrar başla yeniden. Yazacak bir şeylerin varsa da başa dönebilirsin, aynı yolu yeniden ve daha bilerek yürümek için. Günlük tutarak başlamıştım yazmaya. Kimsenin umursamayacağı benden bahsederek çıkmıştım bu yola. Yürürken kendimden uzaklaşıp yoldan bahsetmeye başladım. Yol harikulade güzeldi, milyonda birini anlatabilmek bile renk katıyordu hayata. Benimkine en azından.

Sıradan bir Çarşamba sabahı; mahallenin pazarı bugün, pazarcıların bağrışları gelmese de biliyorum orada olduklarını. Çok keyifli bir ülke değil yaşadığımız uzun süredir. Herkes herkese dost, düşman herkes herkese. Volkan Konak öldü iki gün önce, gidişi yokluğu hissedildikçe anlaşılacak bir değer. Ekrem İmamoğlu’nu içeri attılar. Türkiye’de kimse masum değil ama suçlular içeri atılmaya başlanacaksa Ekrem Başkan’a kadar çok insan vardı. Güç kimdeyse onun dediği olur. Bugün vatandaş gücünü deneyecek, boykot var. Alışveriş yapılmayacak bugün. Kahvaltı yapacaktım yumurta yokmuş. Hazır boykot da varken üşendim bakkala gitmeye. Dondurucudan poğaça çıkartıp mikrodalgada yenecek kıvama getirdim. Gücümüzü sakladığımız donduruculardan çıkartıp kullanmamız gerekiyor bazen. Üşengeçliğin felsefi ifadesi olarak kayda geçti durumum.

Babam üçü bir arada içer, köylü babam, eski adam. Yok öyle americano ya da fitre kahve durumları. Ben bile yeni öğrendim. Kerem ne söylerse bana da aynısından diyorum. Geçenlerde kahveci dükkânındaki kadına ben anlamam öyle şeylerden, sütlü kahve ver bana dedim. Fark ettim dedi. Neyi fark ettiyse, babama benziyorumdur en çok. Kötü hissedeceğim bir şey değil yani. Kitap yazdım ben dedim, sen kendine baka. İçimden dedim tabi, duymadı kimse. Zannedersin yüz binlerce sattı kitap. Birkaç arkadaş okudu, onlar da anlamamışlar. Neyi anlıyorlar ki gerçi. Baba arkadaşını söyle, sana kim olduğunu söyleyeyim.

Anlamıyor kimse kimseyi ama herkes herkesi müthiş biliyor. Herkesin her şey hakkında fikri var. Benim de vardı ama artık yanıldığımı fark ediyorum. Dahası o kadar da önemli değil kimin ne düşündüğü, neyin aslında ne olduğu. Senin düşüncelerin ya da seçimlerin benim hayatımı etkilemiyorsa canın ne istese o ol, ne istiyorsan onu yap. Arada dikenli dilimi sana doğru uzatabilirim ama inanki niyetim kötü değil. Alışkanlıklarından kolay kolay vazgeçemiyor insan.

Çocuklar büyüdükçe fark ediyor insan. Başka yerlerde insanlar yaşarken biz burada hayatta kalmaya çalışıyoruz. Hayatta kalmaya çalışan insanlardan çok da bir şey beklememek gerek. Durup kendilerine bakmak gibi fırsatları olmayabiliyor. Kendilerini korumaktan başkalarını düşünecek zaman bulamayabiliyorlar. Ama yine de benim hayatımı etkiledikleri yerde kayıtsız kalamıyorum. Zaman azaldıkça değeri artıyor zira. Değerli şeyleri har vurup harman savurmamak gerek, ele güne meze etmemek gerek.

Sokağa çıkmak gerek, derin derin nefes alıp havayı içine çekmek gerek. Denize bakmak gerek. Elimizde en çok o kaldı, onu alamıyorlar bizden. Ah be deniz, iyi ki varsın. Denizi olmayan şehirlerin insanlarına üzülürdüm düşünceli birisi olsaydım. Düşünceli birisi olsaydım üzülecek ne çok şey olurdu. Günlerden Çarşamba, aylardan nisan. Şükür olsun bu günümüze de.

BEN SANA YİNE VURGUNUM - 4.04.2025

207 kere okundu

Ömrümüz ayrılıkların toplamıdır diyor Ahmet Telli. İtilmiş, tekmelenmişim  /doğduğum günde yanmışım /yalnız sana inanmışım diye ekliyor Sabahattin Ali. Gün bitiyor gülüş kalıyor yadigâr dudağın sol ucunda. Örselenmiş duygular, acı kayıplar, yeri dolmayan boşluklar. Eksile eksile yürümüşüz bu yolu; kâh düşmüşüz, kâh elimizden tutup kaldıran olmamış. Dizlerimiz yara bere içinde, kalp kırık… Ve devam ediyor söze Telli; kapanmaz gülüşünün açtığı yara, uçurum olur, cellat olur her gece.

Şairin kaleminde acı bile yaşanası duruyor. Hem hasret gidecek yeri olmayan acıdır derler, kalır ortada öylece. Bir şair alır onu allar pullar, telli duvaklı bir gelin yapar. Heves edersin, bu acı benim olsun dersin, ondan çocukların olsun istersin. Sonra bahar gelir, uğur böcekleri dolaşır otların arasında, kelebekler çarpar gözüne, zerdali çiçekleri pembeye boyar memleketi. Gel de aşık olma, gel de çekme acısını aşkın, gel de sevme bu memleketi.

Sonra olanca özgüveniyle bir adam girer salondan içeri. Bütün gözlerin ona baktığını düşünmektedir. Emin adımlarla yürür gitmek istediği yere, bakmaz hiç sağına soluna. Ekim ayının ortalarıdır, serin bir rüzgâr esmektedir dışarıda, esmer bulutlar yağmurun habercisidir. Bir kahve alabilir miyim der yaklaşan garsona. Nasıl olsun kahveniz der garson. Sert olsun diye net bir dille iletir isteğini adam.

Aykırı anlamlar arayıp durma /Güz biter sular köpürür de /Kapanmaz gülüşünün açtığı yara /Uçurum olur, cellat olur her gece. Sert bir kahveyle kapanmayacak olsa da yaralar, biraz olsun kendine gelecektir adam. Sırf yakıyor diye elini ateşten esirgemez bazısı, boğulmadan bir tık önce çıkartır kafasını suyun içinden, ölümden önceki son çıkıştır, dönüp durursun kendi çevrende. Sığındığım her yer diyor adınla anılır. Ben girerim sokağı devriyeler basar. Kaçsan kurtulamazsın diye değil içinden gelmediği, aklından bile geçmediği için kaçmazsın. Ne kadar kendine güveniyor olsan da, ne kadar emin olsan da olan bitenden, kuyruğu dik tutmaya çalışsan da bilir garson kahveyi niye sert istediğini.

ÖLÜM KALIM MESELESİ - 14.04.2025

232 kere okundu

Her çiçek her dalda aynı güzel olmaz, vermez aynı kokuyu; ömrü aynı değildir hiçbir çiçeğin, kimi erken solar, kimi geç. Her bilen her şeyi bilemez, her yanılan dönmez yolundan, sabah geç olsa da gece kötü geçmemiştir hep. Gece bitti, sabah oldu, gün usul usul doğuyor tepelerin ardından. Dönmedi giden, kırık dökük de olsa onardı kendisini terkedilen. Yağmur biriktirirken bulut tomurcuklanmaya başladı tohum. Devam etti döngü, akıp gitti ömür.

Ben susunca sen de susarsın dimi dedi kadın, sustu adam. Hüzün dolu baktı kadın adama. Adam bakamadı kadına. Terazinin iki kefesi de aynı dolmaz çünkü hep. Biri sever göstermez, biri allar pullar bayram yerine çevirir içindeki neşeyi. Bir bakmışsın düğüne durmuş karşında, uzatsan elini alıp götürecek seni de, katacak neşeni neşesine, neşesini bağşedecek neşene. Susarsın ama. Nasıl istersen dedi kadın. Durdu düşündü adam, nasıl istediğini kendisi bile bilmiyordu oysa.

Ölüyoruz kimseye duyurmadan, kimsenin haberi olmadan ölüyoruz. Yaşarken içinde bulunduğumuz görünmezlik ölünce de geliyor ardımızdan. Islanmıyoruz yağmurda, soğuk hava üşütmüyor bizi, baharda çiçek açamaz olduk, yürüdüğümüzün yol bile farkında değil. Gri bir gökyüzü altında kahverengi güneşe dönüyoruz yüzümüzü, yüzümüzdeki gözler fazlalık, burun gelişigüzel, ağzımızı açmaya korkuyoruz söyleyeceklerimizi sevmezler diye. Ne diye zaten bu olan biten, kimden ötürü, bize rağmen. Azaldık mı arttık mı belli değil, gider miyiz bu saatten sonra kalır mıyız umursayan yok.